Gülten Akın şiirinde ortaklığın inşası: Araziyi Düzleştirmek

Hasan Turgut’un Gülten Akın şiirini orta, ortam ve ortaklık ekseninde ele aldığı ‘Araziyi Düzleştirmek: Gülten Akın Şiirinde Ortaklığın İnşası’ kitabı Metis Yayınları tarafından Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi bünyesinde yayımlandı. Aktör-ağ teorisi ve izonomi bağlamlarında irdelenen şiirlerle birlikte kitap, aynı zamanda Gülten Akın’ın ve müktesebatının Türkçe şiirdeki tarihsel konumunu belirleme amacında.

Hasan Turgut, 1988 Mardin doğumlu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde lisans öğrenimden sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nde aynı bölümde yüksek lisansını tamamladı. Doktora öğretimine Boğaziçi Üniversitesi’nde devam eden yazar, çeşitli mecralarda birçok yazı yayımlamakla beraber İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde dil uzmanı olarak çalışmakta. Kitap in media res, yani “ortasından” ibaresiyle başlamakta. Zira yazarın temel tezi Gülten Akın şiirinin ortanın, ortamın ve nihayetinde ortaklığın şiiri olduğu. Bu bağlamda Gülten Akın’ın bilhassa 1971 “Kırmızı Karanfil” ile başlayan aktivizm dönemi, başka bir ifadeyle orta dönemi ön planda. Halk edebiyatı biçemlerinin ağırlıkta olduğu bu dönemde Akın’ın benliğini dışarıya açarak kozmostaki öteki eksenlerle diyaloğa girdiği belirtiliyor. Ben-benlik kavramları ise Levinas’ın fikriyatı izleğinde ele alınmış. Kabaca, varoluşunu başkasında gerçekleştiren, başkasına karşı sorumluluk sahibi olan bir ben ve benlik konumu söz konusu. Böylece Akın şiirinin başat unsuru kolektivite olarak karşımıza çıkmakta. Tabii politik veçhe ile birlikte. Ancak, Akın şiiri politik ihtilaflara odaklanmak ve kutupları keskinleştirmekten ziyade uzlaşıya kavuşarak ortaklığı tesis etme amacı gütmekte. Bu bağlamda tabiat da ortaklığa dahil zira doğadaki her fail şiire içkin, yani “bir gecekonducuyla buğday tanesi arasında hiyerarşik bir fark” görülmeyen bir “konsensüs” mevcut. Nitekim, bu doğrultuda Akın şiirinin “en bariz talebi” eşitlik. Tabii olarak eşitlik meselesi beraberinde birçok açmaz getirdiği üzere şairin bu açmazlara yanıtı ortaklık ve ortam inşası oluyor. Başka bir ifadeyle komünal ve bireysel çatışma ekseninde Descartesçı ikilikleri aşarak doğayla ittifak yapan, birey-toplum çatışmasına hapsolmayarak haklı-haksızın olmadığı “ara bir cedel noktasında” uzlaşıyı sağlama amacı güden Akın, yazarın ifadesiyle “arabulucu” gibi çalışmakta. Böylelikle çoğul benlik arayışından söz etmek mümkün olurken heterojen benlik tasarımı üzerinden bireysel ve komünal sesler bir arada görülmekte. Nitekim, bu bir aradalıkla “eksiltilmiş seslerin” sesi olan Akın, şiiri deneysel bir alan olarak görerek yaşamı, yaşamsal enerjiyi hariç tutan poetikaların karşısında durmakta. Bu sayede, “eksiltilmiş sesler” akışkan bir biçimde dolaşımda olduğuna göre başta politik tahakküm olmak üzere her türlü hegemonyadan sıyrılarak kişiliğin hem mikroskobik hem de makroskobik bağlamlarının tek potada eridiği bireysel-komünal arasında bir diyalektik söz konusu. Akın’ın bir yazısında korkuluksuz köprüye benzetilen poetik izleğin başarısı şaire göre bu köprüden “ben” olarak geçmekte yatıyor. Böylece şiirinde tanıdığa ve tanıdık kılınanlara yer veren Akın öznelerarası bir ontolojide ilerleyerek maduniyet kavramını da şiirine dahil etmekte.

Araziyi Düzleştirmek – Gülten Akın Şiirinde Ortaklığın İnşası, Hasan Turgut, 216 syf., Metis Yayınları, 2023.

Daha yalın bir ifadeyle belirtmek gerekirsek Akın şiiri her türlü hiyerarşik karşıtlığın ötesinde eşdeğerliliği temel alan bir arazide inşa edilmiş. Turgut, bu tespitlerini iki metodik kavram üzerine oturtuyor. İlki Bruno Latour’un aktör-ağ teorisi, ikincisiyse Kojin Karatani’nin izonomi modeli. Latour’dan başlamak gerekirse düşünür, tek düzlemli merkezi bir eylemsellik yerine sayısız failin ördüğü kompleks bir yapı ortaya koymakta. “Bu teoride, aktör, dünyanın bütün bileşenlerinin içinde büyüyeceği uzamı deşifre ederken, ağ ise dünyanın hangi vasıtalar, izler ve yollar kanalıyla bu uzamlar içine getirildiğini ve orada dönüştürüldükten sonra nasıl dışarı geri gönderildiğini açıklar.” Böylelikle teorisin asıl vurucu yanı bir toplumsal yapıya herhangi bir varsayım, model, yargı veya öngörüyle yaklaşmaması. Dikkate değer bir diğer husus ise Latour’un eylemselliğe sadece insanı değil, insan dışı varlıkları da katıyor oluşu. Yani, düşünürün hedefi hegemonya değil, negatif bir temsil, bir asosyoloji kurmak. Tabii bu denli çoğulcu bir yapı ve genişleyen eylemselliğin yeni irtibatların zemini oluşu “dünyadaki çeşitliliğin mecazı” olmakla birlikte bu çeşitlilik düz bir uzamdan ziyade engebeli bir arazide gerçekleşiyor. Buradan hareketle, “Dolayısıyla Latour’un önemle üzerinde durduğu konulardan biri, daha sonra Gülten Akın şiirindeki bariz stratejilerini de göreceğimiz, araziyi düzleştirmektir” diyor yazar.

Turgut, Latour’un savını Kojin Karatani’nin izonomi kavramıyla birlikte okumayı tercih etmiş zira Karatani demokrasi değil, izonomi modelini önermekte. Bu modeldeki asıl vurgu eşitliğin özgürlük ile birlikte eylenmesi ve yeni bir sözleşme toplumunun oluşturulması şeklinde. Böylelikle çoğunluk merkezli Atina demokrasisiyle çoğulculuk esaslı İyonya izonomisini kıyaslayarak kavramını somutlaştırmış. Düşünüre göre asıl kilit nokta her türlü hükmetme pratiklerinin reddinde yatıyor. Bu bağlamda ne bireysel ne de toplumsal bir birikim söz konusu. Kitaptaki ifadesiyle söylemek gerekirse “Benlik asli değerine birikimi dağıttıkça kavuşur.”

İki metodik modelden hareketle Akın şiirine toprak ve yerellik bağlamında bakıldığında ilkin Latour’un Küresellik karşısına koyduğu Yerküresellik kavramı öne çıkmakta. İkisi arasındaki temel fark ise kabaca şu: Küresellik insan eylemlerini uzaktan, Yerküresellik ise yakından kavramakta. Böylelikle Yerküresellik insan duyarlılığıyla kol kola ilerleyen bir kavram ki Akın, toprağı tekil bir kimlik kategorisine hapsetmeyerek politik eylemesinin yanı sıra; yerelliği “kapanarak farklılaşma” anlamıyla değil, toprağın herkesin kılınmasıyla dünyayla bütünleşen yönüyle sunuyor. Başka bir deyişle, yasa, kültür gibi suni dizgeleri imleyen nomos yerine tabiata içkin physis kavramı ön planda. “Dolayısıyla şiirin yüzeyinde karşımıza çıkan gerilimler şairin kendisinden neşet etmez, dilin ve evrenin tasarımına içkin olan iktidar örüntülerinin etkisizleştirilme pratiğinden kaynaklanır.” Akın’ın bizlere sunduğu incelik kavramı da aynı doğrultuda anlamını kazanıyor: Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya

Böylelikle, dikey değil yatay bir toplumsal tahayyül için ilkin araziyi düzleştirmek gerekmekte çünkü ekonomiye, cinsiyete, türlere dayanan tahakküm kurumları bu düz arazide çözümlenmeli. Yani ortam ve ortaklık inşası bağlamında; Turgut’un Karatani’ye atıfla belirttiği üzere “imtiyazı reddetmek” ile. Netice itibariyle izonomi modeli olmaksızın araziyi düzleştirmek mümkün görünmüyor. Yine yazarın ifadesine başvurursak izonomi, şairin sigortası olarak da okunabilir. Sözün özü, “Merkeze ulaşmayı değil, merkezi yapıbozuma uğratmayı denemiştir. Burada merkezle başta poetik, cinsiyetçi, mimari, türcü ve kapitalist merkezler olmak üzere bütün merkezi konumlanışlara gönderme yapılmaktadır. Akın şiiri, her türden merkezi tasarımın dışında pozisyon almayı seçen ve bu pozisyondan beslenen bir şiirdir.”

Sonuç olarak Hasan Turgut, Gülten Akın şiirine farklı bir gözlükle bakarak bu bakışını teorik düzlemde Latour ve Katajani eksenli metodoloji ile ortaya koyarak uzunca bir süredir nadasa bırakılmış olan şiir toprağındaki eleştiri arazisine de can suyu vermekte. Yine bu sayede ‘Araziyi Düzleştirmek-Gülten Akın Şiirinde Ortaklığın İnşası’ şairin ve müktesebatının Türkçe şiirdeki yerini tarihsel bağlamda da teslim eden bir kitap olarak okurla buluşuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir